6 Haziran 2013
6 Haziran 2013,
 Off

Derler ki deliler ne cennete nede cehenneme gider. Araf’a giderler orası ne cennete benzer ve nede cehenneme ikisi arasında ortada kalır.  

gokmen-onay-gulazer

Toprak damlı bir evde kadınlar yere bir sini bırakmışlar sininin etrafında toplaşmışlar merkezlerine de aziz bir misafiri oturtmuşlar demli çaylar sinide ağlıyor fakat kimse çay içmiyor. Anne kurabiyesi kıvamında çocuklar evin sokağa bakan kapısı ağzında endişeli bekleşiyorlar,  onlar aziz misafirden çok kokuyorlar.  Korkmaya nedenleri var elbet zira misafir Şehrin delisi Gulîzer (Sarı gül). Elinde cigarası bağdaş kurmuş öyle derinden dumanı ciğerine çekiyor ki dudakları arasında çıkan havanın tıslamayı andıran sesi çocuklara kadar ulaşıyor.

Kadın duman,  duman anlatıyor. Aklı başında kadınlar onu elleriyle ağızlarını kapatarak dinliyorlar. Kadınlara hiç duymadıkları, hiç bilmedikleri bir hikayeyi anlatıyor bu deli kadın, dinleyicilerine nasıl delirdiğini anlatıyor kadınlar bir zaman sonra ağlamaya başlıyorlar. Deli kadına şehrin kadınlarının büyük saygısı var,  kadın yaşadıklarından dolayı gittiği her kadın yuvasında aziz misafir ediliyor. Kadınlar o anlattıkça kendi yaşamlarından küçük sahnelere rastlıyorlar, duyar gibi oluyorsunuz kadınların içlerinde tutupta dışa ses vermedikleri, gözlerinden dökülen yaşa işlemiş delirmenin kendilerine ipek bir ipin inceliği kadar yakın oluşundan dolayı duydukları endişelerin tıslama seslerini.

Dışarıda renk ren sardunyalar açmış, çiçekler boy, boy güneşe dönmüşler ortalarında bir güne bakan çiçeği birkaç çekirdeğini kurabiyeler çalmış. Dışarıda güneş gülüyor fakat evde bir yas havası var pencerelerdeki dantel perdelikler evin kasvetinden dışarı kaçmaya çalışıyor, dışarıdaki aydınlık evin içine anca gölge bıraka biliyor. Kadın kocasından bahsediyor yerdeki sini titriyor. Dinleyicilerin ağızlarını kapatan ellerinin tırnakları yüzlerine batıyor. Araf’ın kadını bir nefes daha çekiyor iplik, iplik eteğine döktüğü külü silkelerken ben o zaman delirdim diyor.

Çaylar bekleşirken kurabiyeler kaçışıyor,  odaya biraz ışık girmiştir ki kadın delirdikten sonra uğradığı tecavüzleri anlatıyor o anlatırken ışık utanıyor, oda geceye dönüyor gece utanıyor,  sini utanıyor,  kurabiyeler utanıyor ve fakat insanoğlu utanmıyor kadın tecavüzden hamile kalıyor. Aylar geliyor evin üzerinden bulut, bulut geçiyor dokuzuncu ay evin toprak damı üzerinden geçerken sokağa düşüyor kadın doğum sancıları çekiyor erkekler toplaşıyor delidir diyorlar biri sahip çıkmalı sahip arıyorlar herkes Araf oluyor orta yerde bekleşiyor.  Kadın çocuğu vermem dedikçe onlar deli diyor. Sokağa gölge veren ağaç yaprağını, kadının uzandığı kaldırım taşı kanını dökerken çocuğu alıyorlar yetim bir binanın yetim odasına bırakıyorlar.

Araf’ın kadını sini kadınlarına dönüyor ben çocuğu bu dünyada yeni bir kadın olmasın diye karnımdan çıkarmak istemedim diyor. Toprak evin damı çöküyor tozlar duman, duman uçuşurken Araf’ın kadını ardında deli, deli diye bağıran onlarca kurabiye çocuğu bırakarak öte âleme yürüyor.

O gittikten sonra pişmanlık tıslıyor şehir pişman olana, olmayana.

Bir fotoğraf kalıyor gerilerde bir yerde. İki siyahlı erkek arasında gülüp geçerken erkeğe ve erkekliğe artık dünyada yürümeye bile gücü kalmamış Araf’ın kadınını oğlu çekerken bir sayar arabayla toprak damlı evine.

Comments are closed.

0
Baglanıyor
Lütfen bekleyin...
Bir mesaj gönderin

Üzgünüm! Şu anda burada değilim. Bir mesaj bırakırsanız en kısa zamanda size geri dönüş yapacağım.

* Adınız
* Email
* Açıklama
Oturum Aç

Şuan buradayım. Bana mesaj gönderebilirsin!

Adınız
* Email
* Açıklama
Telefon
We're online!
Görüşleriniz

Hize daha iyi yardımcı ola bilmem için geri bildirimden lütfen çekinmeyiniz

Destek değerlendirmeniz